Tiroid Kanserleri

Tiroid kanserlerinin %90'nı, adeta bu da kansermi dedirtecek kadar iyi gidişlidir. Ölümcül değildir. Şifa şansı neredeyse %100'e yakındır. Ancak bu denli tam iyilikten söz edebilmenin koşulu erken tanı ve çok iyi tedavi ve takip edilmeleridir. İyi gidişli bu kanserlere differansiye tiroid kanserleri diyoruz. Bu iyi grupta papiller kanserler ve foliküler kanserler yer almaktadır.

Yine oldukça iyi bir kanser de medüller kanserlerdir. Bunlarda geç kalındığında yeterince iyilik pek olmayabilir. Ancak son 15 yıldır nodülü guvatr hastalarında kalsitonin ölçülerek medüller kanseri erken teşhis, bu kanserlerde de şifa şansı vermiştir. Ancak bu koşulla bunlarda da tam iyilikten bahsedebiliriz. Her nodüllü guvatrda, medüller kanseri erken yakalama bağlamında, en az bir defa kalsitonin ölçümü ilkesini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Endokrinoloji Bilim dalı Dünyada ilk araştıranlardan, Uluslararası düzeyde yayınlıyanlardan ve uygulayanlardandır, yani bu bağlamda öncü olmuştur.

Tiroid kanserlerinin %1-2'si ise anaplastik kanserlerdir. Yaşlılarda bunun oranı %5'e çıkabilmektedir. Ne yazık ki bunlar için yukardakiler gibi güvence vermek olası değildir.

Tiroid kanserleri nodül olarak belirirler. Ancak hemen her nodülün kanser olmadığını, nodüllerin ancak %1-10'nun (büyüklüğüne göre) kanser olabileceğini söyliyebiliriz; diğer bir deyişle, olayın iyi tarafından bakarsak, nodüllerin %90-99'u kanser değildir.

Bunlara karşın, hastanın doktoru, her nodülü acaba bu nodül kansermi ? titizliğiyle izlemelidir. 5 mm boyutunda küçücük ve zararsızmış gibi görülen bir nodülün, birkaç yıl içinde ulrasonla saptanabilen bazı olumsuz özellikler ortaya çıkabilir. İİAB (ince iğne biyopsisi) sonrası patolojik tetkik: Kanser, kanser şüpheli veya kanseri akla getirebilecek ara bir şekil olarak rapor edilebilir. Operasyonla bunların büyük bölümünün kanser olduğu görülecektir.

Tedavide operasyonun kalitesi çok önemlidir. İİAB ile kanser olasılığı düşünülen bütün hastalar endokrin cerrah (veya tiroid cerrahları) tarafından opere edilmelidir. Çünkü özellikle en iyi gurubu oluşturan papiller ve foliküler kanserlerde, nüks olmamasında, tam şifa elde edilmesinde ve ömür kısalmamasındaki başarıda %90-95 pay iyi bir cerrahide yatmaktadır. Geri kalan %5-10 iyilik ise endokrin uzmanının takibindendir. Yani kanserler opere olduktan sonra endokrin uzmanının takibine girerler. Tiroid kanserlerinde yapılacak cerrahi total tiroidektomidir; yani görülen tiroid dokusunun tümü çıkarılır. Ancak buna rağmen çok küçük bir normal tiroid dokusu daima kalır. Çok doğal olarak operasyonu endokrin cerrah yaptığı için kalan bu çok küçük doku tiroid kanseri değildir, olmaması gerekir.

Operasyon sonrası takibin ana çizgileri, tıp fakültelerinde endokrinoloji bilim dallarında veya endokrinoloji kliniği olan Sağlık Bakanlığının büyük hastanelerinde ki, tiroid hastalıkları konseyinde, belirlenir. Bu tip merkez yoksa tedavinin şekli endokrinoloji uzmanınca belirlenir. Takip olabildiğinca ayni uzman tarafından yapılmalıdır. Yıllarca takip edilmiş bir tiroid kanseri hastanın tüm ayrıntılarına yeni bir endokrin uzmanının hakim olbilmesi zordur. Doktor değişimi bazı hatalara sebep olabilir. Hasta düzenli olarak takip muayenesine gitmelidir. Bu takip muayenelerinin aralığı genelde 6 ay, bazı hastalarda 1 yıl, hatta bazen 2 yıl olabilir. Sık takibin amacı, her ne kadar papiller ve foliküler kanserde saçılma, yani metastaz olmazsa da hiç olmaz değildir. Bu metastazları 1 cm altında yakalamak kesin tedavi şansı veririken, daha büyüdüğünde ne yazıkki tedavi güvencesi yeterince olmayabilir.

Papiller ve foliküler kanserde tiroglobulin ölçümü ve boyun ultrasonu takipte en önemli iki araçtır. Medüller kanserde ise kalsitonin ölçümü ve boyun ultrasonu önemlidir. Tiroid kanserlerinde gerek görüldüğünde, iyot-131 tüm vücut sintigrafisi,bilgisyarlı tomografi (BT),manyetik rezonans (MR) ve PET tetkikleri de istenilir.

Hastalara genelde tiroid hormonu (L- tiroksin) yüksek dozlarda verilir. Olası kanser kalıntısı veya olası metastazların büyümemesi bağlamında bu önemlidir. Ancak bu yüksek dozlara bazı hastalar tahammül edemeyebilirler. Bu durumda hastanın tahammül edebildiği uygun en yüksek doz verilir. Burada şunu demek istiyoruz, örneğin hastada atrium fibrilasyonu dediğimiz düzensiz ve yüksek sayıda kalp atımları olan önemli bir kalp ritm bozukluğu var. Ve diğer ilaçlarla kontrol edilemiyor.Burada tiroid kanserini tedavi eden endokrinoloji uzmanı çok yüksek tiroid hormon dozlarında ısrarlı olmayacaktır.

Bu yüksek tiroid hormon dozu bazı kadınlarda da menapoz sonrası kemik erimesini (osteoporozu) süratlendirebilmektedir. Kemik erimesi kemiğin metabolik bir hastalığıdır. Bu bağlamda da birinci derecede bunun doktoru endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanıdır. Tiroid kanseri tedavisinde olan menapoz sonrası kadınlar, kemik erimesi bağlamında da endokrin uzmanınca izleneceklerdir. Ancak bazı hastalar neredeyse 6 ayda bir kemik dansite tetkikleri yaptırarak doktoru olan endokrin uzmanına getirmektedirler. Bu son derecede anlamsızdır. Yılda bir kemik dansite ölçümü, menapozdan sonra ilk 2-5 yıllık periyoddaki yüksek kayıp döneminde gerekebilir. Burada bile her kadında gerekli olmayabilir. Bu süreçten sonra her 2 yılda bir, hatta bazı kadınlarda dah uzun aralarla kemik dansite ölçümü yeterli olacaktır. Unutmamak gerekir ki kemik dansite ölçümü cihazları röntgen ışınları ile çalışmaktadır; hiç zararsız olarak yorumlanmamalıdır. Diğer taraftan kemik erimesi kan ve idrarda yapılan bazı ölçümlerle de takip edilebilmektedir.

Son yıllarda tiroid kanserlerinde meme kanserinin de daha sık görülebildiğine dair bilimsel yayınlar bulunmaktadır. Tiroid kanserli kadın hastalar her yıl yaptırdıkları meme muayenelerini ihmal etmemelidir.

Papiller ve Foliküler kanserler

Çok küçük olanlar hariç, papiller ve foliküler kanserlere, operasyon sonrası, yüksek doz radyoaktif iyod tedavisi yapılmakta ve gerektiğinde tekrarlanmaktadır. Hastanın özelliğine göre her uygulamada verilen doz oldukça yüksektir ve 75-200 miliküri arasında değişebilmektedir. Buz dozun ayaktan uygulanması Uluslar arası Atom Enerji Kaomisyonu, Radyasyon Sağlığı bölümünce yasaklanmıştır. Radyoaktif iyot dozunu aldıktan sonra hastalar, en az 2-3 gün süreyle, özel hazırlanmış radyasyon sızdırmayan duvarlı odalarda tutulurlar. Yanlarına kimse yaklaştırılmaz. Yemekleri özel servis kapılarında verilir. Atıkları radyasyonlu atıklar koşullarında, belediyelerin ve Atom Enerji Komisyonunun belirlediği koşullarda toplanır. Hasta ancak bu süreçten sonra evine çıkar. Ancak evinde de 10 gün süreyle aşağıdaki koşullara uyar ve uyacağını taahüd eder. Bunu taahhüd eden belge ve radyasyonunun zarar ve yararları hastaya anlatılır. Hatta anlatıldığında dair belge imzalatılır.

Radyoaktif iyod içen tiroid kanserli hastalar, özel odadan evlerine çıkarıldıklarında, 10 gün kadar lise çağı veya altındaki gençler ve çocuklara yakın olmazlar. Gebelere yakın olmazlar. Mesafeli olurlar. Radyasyon aradaki mesafenin karesi kadar azalmaktadır. Örneğin gebe veya çocuk radyasyonlu hastadan 5 metre uzakta ise, radyasyon 5x5=25, yani 25 misli azalarak onlara erişecektir. Erişkinlere zararı daha azdır. Aynı odada oturabilirler. Sadece ilk 3-4 gün en az 1 kol boyu mesafede oturmaları gibi bir öneri bulunmaktadır. Ayrıca 10 gün süreyle eşler yataklarını ayırmalıdırlar.

Radyoaktif iyot idrarla atıldığından, yine bu 10 gün için, tuvalette sifon 2-3 defa çekilir. Tükrükte de olabileceğinden yemek, salata dahil, ayrı tabakta yenir. Banyoda havlu ayrılır. Tabak, çanak, bol su ile yıkanır.

Radyoaktif iyodun etkili olabilmesi için,uygulama öncesi, hasta vücudunda iyot miktarının azaltılması gerekir. Bu nedenle radyoaktif iyot uygulaması ön görülen hastalara 1 ay süreyle, aşağıdaki tabloda örneklenen, iyot yasağı verilir. Bu yasakta değinilmememiş bazı sebepler bağlamında, çok gerekli ve hayati olmadıkça bu hazırlık sürecinde herhangi başka ilaçta kullanmamalıdır.

Radyoaktif iyot uygulaması, kalan normal dokuyu ve operasyon sırasında gözle normalmiş gibi görülen olası mikroskopik düzeydeki lenf düğümü metastazlarını (kanser saçılmalarını) yok etmeyi amaçlamaktadır.

Radyoaktif iyod tedavisi sonrası yapılan tüm vücut tarama sintigrafisinde tiroid bölgesi dışında radyoaktif iyot birikiminin olmaması da ayrıca uzak metastazlar olmadığı gösteren bir güvencedir.

İlk radyoaktif iyot uygulaması, operasyon sonrası 5-6 hafta sonra yapılır. Hasta 2-3 gün sonra özel uygulama odasından çıktığında tiroid hormonu ( L-thyroxine) başlanır. Radyoaktif iyot içtiği saatten itibaren ilk 24 saat sadece susadığında su içer; ancak zorlayıcı aşırı su ve sıvı maddeler almaz. Bu radyoaktif iyodun iyice tutulabilmesi için uygun olan bir yaklaşımdır. Bu süreçten itibaren en az 2 gün idrar hissini beklemeden 2-3 saatte bir tuvalete çıkmalı ve idrarını yapmalıdır. Radyoaktif madde idrarla atılacağından, yüksek miktarda radyasyon içeren idrarı mesanede tutmanın gereği yoktur. Buna dikkat edilmediğinde gereksiz yere civardaki doku ve organlar, barsaklar, kadınlarda yumurtalık ve rahim, erkeklerde biraz uzakça olmasına rağmen testisler ışınlanacaktır. Tükrük bezleri de en fazla ışın alan organlardandır. 3-4 gün süreyle bol sakız çiğnemek, limon yalamak buradaki ışınlanmayı bir nebze azaltacaktır. İlk 24 saattan sonra hastaya zorunlu su içirilir,bol sıvı aldırılır. En az 1-1.5 litre su içmesi önerilir. Bu şeklide aşırı radyasyon vücuttan atılmış olur.

Radyoiyod aldıktan sonraki 6-10 gün süreçte tüm vücut tarama sintigrafisi yapılır. Bazı merkezler bu süreçte tek tarama, bazı merkezler ise 6.cı ve 10.cu gün olmak üzere 2 tarama yapmaktadırlar. Bu taramalarla boyun bölgesinde veya vücudun herhangi yerinde radyoaktif birikimler saptanır ve yorumlanır. Bu taramalar yapıldıktan sonra yiyeceklerle ilgili yasaklar serbest bırakılır.

 

Tiroid Kanserlerinde, radyoiyoda hazırlamada iyot yasağı

 

İlk uygulama sonrası hastaya 4-5 ay sonra muayeneye gelmesi söylenir. Bu ikinci muayenede hastalığa ilişkin kan ölçümleri yapılır, kullandığı tiroid hormonu kesilir. İyot yasağının serbest bırakılmış olan yiyeceklerle ilgili bölümü tekrar yasaklanır. 4-5 hafta sonra test dozu olarak küçük bir doz radyoaktif iyot verilerek 3 gün sonra tüm vücut tarama sintigrafisi yapılır. Bu uygulamada da radyasyon sağlığı ile ilgili yukarda özetlenen yasaklar hastaya tekrar hatırlatılır. Bu test taramasında vücutta herhangi bir birikim yoksa tekrar tiroid hormonu başlanır ve hastaya 6 aylık takiplere gelmesi söylenir. Eğer taramada vücutta birikim varsa 75-200 miliküri olarak yukarda değindiğimiz, özel odada uygulanan ve 2-3 gün özel odada kalmayı gerektiren tedavi dozu tekrarlanır. %50 hastada bir tek defalık tedavi dozundan sonuç alınabilmektedir. %50 hastada ise 2-3 defa hatta çok nadiren daha fazla tedavi dozları gerekebilmektedir.

Radyoaktif iyot uygulamanın artı bir güvence getirdiği bir çok çalışmada gösterilmiştir. Ancak her hastada gerekir diye bir şeyde yoktur. Uygulama, çok zor olmayan bir uygulamadır. Hastaların 2-3 gün özel odada kalma sıkıntısından öteye pek şikayeti olmamaktadır. Hatta bazı hastalar, kanser kemotöropatikleriye karıştırarak saç dökülmesi, kendini kötü hissetme gibi sorulardan endişe etmektedirler. Bunların büyük kısmı sağdan soldan duyduklarından kaynaklanan anlamsız bir takım endişelerdir. Bunların hiç biri olmaz.

Medüller kanserler

Medüller kanserler de 6 ay aralarla periyodik takibe alınırlar. Bunlarda radyoiyod tedavisi uygulanmaz. Her takipte medüller kanserlere özgün kan ölçümleri yapılır. Bunlarda yükselme görülürse ultrason, BT,MR,PET ve oktreotid tüm vücut sintigrafisi tettkikleri yapılır. Bir metastaz saptanmışsa ve cerrahi yolla çıkarılabilmesi olası ise, operasyonla çıkarılır.

Guvatr olan veya ilaç, radyoiyot veya cerrahi guvatr tedavisi olan herkez en az yılda bir defa bu konuyla ilgili olan doktoruna gitmelidir.

İletişim Numarası: 0531 581 27 79

designed by gunerkan 2011 izmir