Şeker Hastalığı (Diabetes Mellitus)

Genel Bilgiler (Şeker Metabolizması ile İlgili)

Bazı kişilerin idrarına arı ve sineklerin üşüştüğü görülerek o kişilerin idrarında şeker olduğu tarihsel yıllarda ilk defa fark edilmiştir. Böbrekte şeker eşiği 180 mg dır. Yani kan şekeri bu 180 mg değeri aştığında böbrek eşiğini aşmış olacak ve idrarda şeker çıkacaktır. Normal kişilerde kan şekeri seviyesi en yükseğe çıktığında bile180 mg geçmemektedir. Ancak şeker hastalarında kanda şeker 180 mg aşar, bu sebeple de idrarda şeker çıkar.

Böbrek Şeker Eşiği

Şeker hastalığı karbonhidrat metabolizması hastalığıdır. Yani bir karbonhidrat olan şekerlerin yeterince vücutta kontrol edilememesidir. Şeker hastalığını iyi anlayabilmek için vücudun enerji ihtiyacına, karbonhidrat ve şeker konusuna biraz ayrıntılı değinelim.

Vücudumuzun, organlarımızın ve bu organların temeli olan hücrelerimizin yaşayabilmesi için enerjiye ihtiyacı vardır. Aynen bir arabanın çalışabilmesi için benzin veya mazot gerektiği gibi. Hücrenin enerji kaynağı şeker ve yağdır. Ilımlı enerji ihtiyacında hücreler şekeri yakar. Buna karşın aşırı enerji gereksiniminde yağları yakar. Ancak yağların etkin yakılabilmesi için az da olsa yine şeker gerekmektedir. Şeker yokluğunda yağlar daha güç yandığı gibi yeterince kalori de vermezler. Hatta bu sebeple yağların çırası şekerlerdir yakıştırması yapılır.

Her hücrede mitokondrium denilen bir enerji santralı bulunur. Hücrenin bu enerji santralını bir rafineriye benzetebiliriz. Rafineri nasıl zor yanan ham petrolü, bir kıvılcımla tutuşan benzine çeviriyorsa, hücrenin enerji santralı olan mitokondriumda benzer bir işlev yapar. Zor yanan şeker ve yağları, ATP denilen kolayca yanarak enerji veren bir maddeye dönüştürür. Hücrenin tüm bölümleri enerji ihtiyaçları için bu ATP yi kullanırlar. ATP üretimi esnasında oksidatif radikaller ( serbest radikaller ) oluşur. Esasta bu serbest radikal dediğimiz maddeler son derecede zararlıdır. Fazlalığında hücrelere öldürücü zararlar verirler. Hatta genetiğimizi, DNA mızı değiştirerek kanserojen etkiye bile sebep olurlar. Bu zararlı etkilerine oksidatif stres de denilmektedir. Antioksidan denilen yararlı bileşikler bu oksidatif radikalleri yok eder, tehlikeyi önler. Normalde vücudumuzda antioksidanlar üretilmekte ve bu zararlı oksidatif radikalleri temizlemektedir. Aşırı enerji üretim ve tüketiminde oksidatif radikallerinde üretimi artmaktadır. Şeker hastalığı gibi enerji oluşumunun zorlaştığı durumlarda da bu oksidatif radikaller çok artmaktadır. Oksitadif stresin arttığı diğer durumlara ağır sporlar (sürat koşucuları ve maraton koşucular), hastalıklar örnek olarak verilebilir. Bu gibi durumlarda vücudun antioksidan gücü yetersiz kalabilir. Halk arasında, gazete ve televizyonlarda bu sebeple antioksidanlardan ve antioksidan etkili gıdalardan sıkça söz edilmektedir.

Vücutta kandaki şekerden söz edildiğinde bunun anlamı glukoz, yani üzüm şekeridir. Un (ekmek), nişasta, kullandığımız şeker (kesme şeker veya toz şeker) barsağımızda glukoza yani üzüm şekerine dönüşerek kana geçer. Bu sebeple üzüm şırası, pekmez barsaktan en süratle emilir. Buna karşın kullandığımız şeker pekmeze göre daha yavaş, un ve nişasta ise onlara oranla çok daha yavaş emilir.

Şekerin barsakta emilme sürati

Kana geçen şeker (glukoz) önce karaciğere gelir. Karaciğerde glikojen denilen karaciğer depo şekerine dönüşür, orada depolanır. Glikojen de, farklı, şekerimsi bir maddedir. Artan şeker ise karaciğerden genel kan dolaşıma geçer. Bu yolla genel kan dolaşımına geçen şeker ise insülin hormonu aracılığıyla dokulara girer. Hemen hemen her doku şekere (glukoza) enerji gereksinimi için muhtaçtır. Yağ dokusuna da girer. Ancak diğer dokulardan farklı olarak yağ dokusu şekeri, enerji gereksiniminden ziyade, yağ üretimi için kullanmaktadır. Üretilen yağlar bu yağ dokusunda depolanır.

insülin

Beyin dokusu da şekere muhtaçtır. Nitekim kan şekeri aşırı düştüğünde (buna hipoglisemi diyoruz) önce bayılma sonra şeker düşüklüğü koması olmaktadır. Son derecede tehlikeli bir durumdur. Müdahele edilip kan şekeri yükseltilmezse ölümcül olabilir. Buna karşın 3-5 adet kesme şekeri yemek hayat kurtarıcı olur. Yukarıdaki resimde dokulara örnek olarak kas dokusu ve ona şekerin nasıl girdiği gösterilmiştir. Resimde insülin hücreye şekerin girme kapılarını açıyor olarak gösterilmiştir.

Şekerin hücreye girmesi temelde yukarıda gösterilen temsili resimdeki kadar basit değildir. İnsülin gerçekten hücre zarında insülin algaçlarına yapışır. Biz bunlara insüllin reseptörü diyoruz. Bu yapışmadan sonra hücre içinde zincirleme bir çok iletişim gerçekleşir. Bu iletişimler sonrası hücre içindeki şeker taşıyan hücre araçları hareketlenir. Bu araçlara GLUT denilmektedir. GLUT lar hücre zarına gönderilir. Biz bunları boş kamyonlara benzetebiliriz. Bu boş GLUT kamyonları hücre zarında şekeri yüklenerek hücre içindeki enerji merkezlerine taşırlar.

İnsülin Algacı

Vücudumuz kan şekerini çok dikkatli kontrol etmektedir. Aşırı yükselmesine ve aşırı düşmesine normal koşullarda müsade etmemektedir. Bu bağlamda vücudumuzun 2 önemli silah gurubu bulunmaktadır.
A- Kan şekerini düşüren silahlar.
B- Kan şekerini yükselten silahlar.
Bunlar ağırlıklı olarak kan şekeri yükseldiği veya düştüğü zaman devreye girmektedir.

Kan şekeri yükseldiğinde düşüren silahlar: Esasen 1 tanedir, o da insülindir. Kan şekeri yükseldiği zaman kanımızdaki insülin artarak şekeri düşürmektedir.

Kan şekeri düştüğü zaman vücudun bunu düzelten silahları ise : Adrenalin, glukagon hormonlarıdır. Şeker düştüğü zaman kanda bu iki hormonun artması ile şeker normale yükseltilir. Adrenalin ve glukagon karaciğerden kana şeker (glukoz) akıtacaktır. Karaciğerden kana akan şeker de düşmüş kan şekerini normale getirir.

İnsülin

İnsülin yukarıda da değindiğimiz gibi yükselen kan şekerini düşüren hormondur. Pankreastan salgılanır. Pankreas midenin arka bölümünde yer alan bir organdır. Hem dış salgı, hemde iç salgı yapar.

Dış salgıyı barsağa salgılar. Barsağa akan dış salgı içinde yediğimiz etleri (proteinleri), yağları ve nişastayı parçalayan son derecede güçlü enzimler bulunur.

İç salgı ise insülin ve glukagondur.

şeker

şeker

İnsülin pankreasta bulunan, özel hücrelerden oluşan ve langerhans adacıkları denilen adacıklarda üretilerek kana verilir. Bu adacıklar aşağıda ki resimde görüldüğü gibi pankreas içinde noktacıklar şeklinde gösterilmiştir. Adacıklar pankreasın kuyruk bölümünde daha sık gövde ve baş kısmında daha seyrektir. Adacık, sadece insülin hormonu yanı sıra kan şekerini yükselten glukagon isimli diğer bir hormonu da üretmektedir.

şeker

Görüldüğü gibi adacık kan şekerini iki yönlü etkileyerek dengeyi korumaktadır. Kan şekeri yükseldiği zaman adacık insülin hormonunu salgılamakta, kan şekeri düştüğü zaman glukagon hormonunu salgılamaktadır. Bu şekilde açlıkta ve toklukta kan şekerini normal sınırlarda tutabilmektedir.

Adacıktaki insülin salgılayan hücrelere beta hücreleri denilmektedir. Beta hücreleri adeta her saniye kan şekerini kontrol etmekte, yükseldiğini anında algılamakta ve insülin salgılayarak kan şekerini düşürmektedir.

Beta hücresi gerektiğinde yeterince insülin salgılayabilmek için ürettiği insülini aşağıda resimde görüldüğü gibi hücre zarı altında depolamaktadır. Kan şekeri yükseldiğinde bu depodan kana büyük miktar insülini adeta fışkırtmaktadır. Biz buna bolus salgı diyoruz.

bolus salgı

Şeker yükselmesi ile insülin salgısı aynı anda olur ve her ikisinin kanda yükselmesi örtüşür. Yani adeta üstüste çakışır. Bu yolla yükselmiş şeker aynı süratle salgılanan insülin ile süratle düşürülür. Bu örtüşme çok önemlidir. Örtüşme olmaz, insülin salgısı gecikirse kan şekeri etkin şekilde düşürülemez, yüksek kalır. Daha sonra değineceğimiz tip 2 diabette bu kusur açıkça görülür.

İnsüllin olmazsa olmaz hormonlardan birisidir. İnsülin kesin yokluğunda, insülin verilmezse ölüm kaçınılmaz sondur.

İletişim Numarası: 0531 581 27 79

designed by gunerkan 2011 izmir