Metabolik Sendrom

Bu bölümü okumadan önce şeker hastalıklarında genel bölümü okuyunuz !

Metabolik sendrom geçtiğimiz yüzyılın ikinci yarısından sonra, yani 1950-1999 yılları arasında ağırlığını koymuştur. Ancak 2000 li yıllarda da artan şekilde devam eden önemli ve öldürücü bir olumsuzluktur. ilk defa 1970 li yıllarda tarif edilmiş bir hastalıktır. Hastalık, modern yaşam koşullarının ön planda olduğu, ağırlıklı olarak kalabalık ve sanayi ağırlıklı şehirlerde çok sık görülmektedir. Bu şehirlerde hastalığı hazırlayan iki önemli etkin bulunmaktadır. Bunlar:
1 - Ayak üstü öğünlerle (fastfood) beslenme. Kolay erişilen ve kalorisi yüksek yemekleri tüketme. Bunların sonucu şişmanlama.
2 - Yürümenin az olduğu, hareketin az olduğu durağan yaşam tarzı. Bu durumda hastalığın oluşumunu aşağıdaki gibi şematize edebiliriz.

metabolik sendrom

İnsülin direnci, şişmanlık, tansiyon yükseliği, kolesterol trigliserid gibi kan yağlarında artma, damar sertliği (infarktüs) birlikte bulunduğunda metabolik sendromdan söz edilmektedir. Hastalığa verilen dir diğer ad da ölümcül dörtlüdür.

Metabolik sendromlularda safra taşı, varis, kısırlık ve kadınlarda polikistik yumurtalık ve tüylenme de sık olarak görülmektedir. Elbette bunların bir ikisi metabolik sendrom olmadan da bazı kişilerde bulunabilir. Ancak büyük bölümünün bir arada olması, hele kişi şişmansa, metabolik sendromu çağrıştırır.

Metabolik sendrom hastalarında bazı kanserler, normal kilolu ve insülin direnci olmayanlara oranla daha sık görülmektedir. Bu kanserler: Safra kesesi, kalın barsak; kadınlarda meme, rahim ve yumurtalık; erkeklerde ise prostat kanserleridir.

Metabolik sendromdaki bozuklukların temelinde yer alan hazırlayıcı etken, insülin direncidir. Metabolik sendromda insülin direnci önemlidir. Bu sebeple son yıllarda hastalardan herhangi sebeple laboratuvar tetkikleri istendiğinde, açlık insülin ölçümü de çok sık olarak istenilmektedir. Açlık insülin düzeyi 10-12 yi geçtiğinde insülin direncinden şüphe edilebilir. İnsülin direnci irsi de olabilir. Ancak en sık sebebi şişmanlıktır. Her türlü şişmanlıkta bulunabilir. Göbeklenme dediğimiz elma tipi şişmanlıkta daha sıktır. Bel çevresi erkeklerde 102 cm, kadınlarda 88 cm üzerindeyse risk var demektir. Elma tipi şişmanlarda organsal yağlanma hemen daima bulunmaktadır. Karaciğer, karın zarı yağı ve böbrek civarı bölgelerde yağ toplanmasına organsal yağlanmada (viseral yağlanma) diyoruz, bunlarda insüllin direnci çok daha sık ve ağırlıkta görülmektedir. Karaciğer yağlanması bu bakımdanda dikkat edilmesi gereken bir durumdur.

İrsi insülin direncinde değil, şişmanlığa bağlı olan insülin direncinin iyi tarafı, kişi zayıfladığında direnç de yok olmaktadır. Buna karşın insülin direnci bulunduğu zaman sürecinde vücutta oluşan hasar ne yazık ki düzelmemektedir. Örneğin varisler olmuşsa düzelmemekte, safra taşı küçülmemekte, kalp damarlarında daralma olmuşsa bu düzelmemektedir. Sadece daha kötüye gitmemektedir. Bu sebeple de ne denli erken zayıflanır ve insülin direnci normale getirilirse o denli yararlıdır.

İnsülin direnci nedir?

İnsülin direnci, kanda insülin düzeyinin açlıkta ve toklukta gereksiz yüksekliğidir. Esasen bu bir sonuçtur. Şeker hastalığı konusundaki genel bölüme baktığımızda orada şekerin hücre içine girebilmesi için insülin hormonu gerektiğini söylemekteyiz. Oradaki benzetmeyi buraya taşıyalım; insülin, şekerin hücreye girebilmesi için adeta hücrenin şeker giriş kapısını açmaktadır. Ve şeker bu kapıdan hücreye girebilmektedir. Normalde, yine benzetme olarak, 1 adet insülinin bu kapıyı açtığını düşünelim. Ancak kapı menteşelerini çok paslandığını ve kapının zor açıldığını varsayalım. O zaman ne olacaktır; 1 değil en azından 5-10 insülin bu kapıyı açabilecektir. Bu durumda da zorunlu olarak daha fazla insülin gerekecektir. Metabolik sendromda da aynen bu olmaktadır. Şekerin hücre içine girebilmesi zorlaştığından daha fazla insülin gerekmektedir. Bu sebeple de kanda daha fazla insülin bulunur. Bu ise insülin direncidir. Yukarda da değindiğimiz gibi irsi sebeplerle de olabilir. Tip 2 şeker hastalarında ve onun 1. dereceden kan akrabalarında bu durum çok sık görülür. Ancak insülin direncinin en sık sebebi şişmalıktır. Hemen hemen her şişmanda az çok insülin direnci görülür. Yine yukarda değindiğimiz gibi zayıflanıldığında insülin direnci de yok olur.

İnsülin direncinde kanda insülinin arttığını söylemiştik. Bunun diğer anlamı insülin salgılayan beta hücrelerimiz zorunlu olarak daha fazla insülin salgılıyor demektir. Buna karşın beta hücreleri bu denli aşırı çalışmaya zorlanmaya gelemezler. Çok güçlü ve dayanıklı değillerdir. Ve bu zorlanmaya dayanamayarak ölmeye başlarlar. Bunlar öldükçe sayıları azalır. Ve bir süre sonra insülin yetersizliği başlar. Bunun sonucu hastalarda bozulmuş açlık veya bozulmuş tokluk durumu ortaya çıkar. Açlık kan şekerinin 100-125 mg arasında olmasına bozulmuş açlık diyoruz. Yemeğin başlangıcından 2 saat sonra veya şeker yüklemeninin 2. saatindeki şeker değeri 140-199 ise buna da bozulmuş tokluk diyoruz. İnsülin salgılayan hücre (beta hücreleri) sayısı yarıdan aza düştüğünde ise şeker hastalığı ortaya çıkar. Bu sebeplede metabolik sendrom olan hastalarda şeker hastalığı ortaya çıkması olasıdır.

Metabolik sendrom tedavisinde bileşenlerin yani örneğin tansiyon yüksekliği varsa, ateroskleroz varsa, kan yağlarında anormallik varsa varis varsa, safra taşı varsa v.s. bunların kendine özel tedavisi ayrıca yapılır. Ancak temeldeki metabolik sendromun da tedavisi yapılmalıdır.

Metabolik sendrom tedavisi yaşam tarzı değişikliği ve ilaç tedavisi olarak iki yaklaşımlıdır. Yaşam tarzı değişikliği en önemli, en etkili, ancak bir yerde de en zor tedavi yaklaşımıdır. Bunun da iki ögesi vardır:
1 - Beslenme alışkanlığını değiştirme,
2 - Egzersiz.

Yukardaki değindiğimiz zorluk burada ortaya çıkmaktadır. Beslenme tarz değişikliği kişiler tarafından uygulanmaya başlasa da ömür boyu sürdürülememektedir. Bir süre bunu uygulayarak zayıflayan kimse bir süre sonra bunu bırakıp süratle kilo almaktadır. Hatta metabolik sendrom sebebiyle kalp infarktüsü geçiren bazı kişiler bile 6 ay 1 yıl zayıf kaldıktan sonra çoğunlukla yine kilo almaktadır.

Yukardaki moral bozucu değinmemize rağmen, kişiler olabildiğince beslenmelerini kontrol ederek zayıflama gayreti içinde olmalıdır. 2-3 kg zayıflamanın bile önemli yararı gözlemlenmektedir. Ailece mutfak adetlerinde köklü bir değişiklik yapmak, atıştırma huyundan vazgeçmek, her şeyi yemek fakat ölçülü yemek, tabakları küçültmek, yemek süresini en az yarım saate uzatmak, ziyafet tipi özel yemeklerden uzak kalmak, temel yaklaşımlardır. Bu yaklaşımı kişinin birlikte yaşadığı ailesi de olabildiğince kabul etmelidir. Esasen bu ailenin diğer fertleri için de yararlı bir yaklaşım olacaktır. Şişman ebeveynlerin çocuklarının da genelde şişman olduğunu biliyoruz.

Son yıllarda vücut kitle indeksi 35 kg/m2 nin üzerinde olanlarda tüp mide + barsak bypass operasyonları giderek yaygınlaşmaktadır. Başarı oranları bütün dünyada yüksektir. Ehil bir ekip tarafında uygulandığında ülkemizde de başarı yüksektir. Ehil ekip dediğimizde, yılda en az 20-30 başarılı olmuş operasyon uygulayan bir merkez kastedilmektedir. Bu operasyonlar sonrası kişiler 25-30 kg zayıflamakta. Bu zayıflık kalıcı olmakta ve metabolik sendrom da yok olmaktadır.

Egzersiz tek başına zayıflama için çare olamamaktadır. Ancak zayıflamayı kolaylaştırmaktadır. Egzersiz metabolik sendrom tedavisinde olmazsa olmazlardandır. Metabolik sendromda görülen damar sertliğini ve buna bağlı kalp infarktüsü oluşmasını büyük oranda egzersiz önlemektedir. Metabolik sendromlularda iyi kolesterol azalmış, kötü kolseterol ise artmıştır; kanın pıhtılaşma özelliği artmış, pıhtının erimesi özelliği azalmıştır. Bunlar infarktüs oluşunu hazırlayan olumsuzluklardır. Egzersiz bu olumsuzlukları düzeltir. Haftada 3-4 gün 30 dakika tempolu yürüyüşün olumlu etkileri gösterilmiştir. Ancak olabildiğince her gün yapılmalıdır. Egzersizi yüzümüzü yıkamamız gibi yaşamımızın değişmez ve vazgeçilemez günlük bir uygulaması şekline getirmeliyiz. Bunu uygulamayı sürdüren kişiler, 5-10 yıl sonra, bunu uygulamayan ayni yaş ve ayni cinsteki kişilere, akranlarına baktıklarında olumlu yönde fark attıklarını göreceklerdir.

Metabolik sendrom tedavisinde ilaçlar da kullanılmaktadır. Ancak bunlar hiçbir zaman başarılı olmuş bir yaşam tarzı değişikliği kadar etkili değillerdir. Bazı yan etkileride cabası. Bu ilaçların etkilerini, yukardaki benzetmemizde menteşeleri paslanmış şeker kapılarının yağlanmasına benzetilebilir. Bu ilaçlar da adeta şeker kapılarını yağlarlar. İnsülinin şekeri hücre içine sokmasını kolaylaştırırlar. Metformin ana maddesini içeren ilaçlar bu konuda ilk sıradadır.

İletişim Numarası: 0531 581 27 79

designed by gunerkan 2011 izmir