Kemikler ve Kemik Gelişmesi Genel Bilgi

Binayı sağlam tutan kolonlar gibi, kemikler de vücudumuzun dik ve sağlam durmasında temel yapımızdır. İskeletimizi oluşturururlar. Organlarımız da iskeletimize doğrudan veya dolaylı olarak asılıdır. İskeletimiz yeterli sağlamlıkta değilse giderek göçer. Boy kısalır. Kamburluk olur (aşağıdaki resim).

Kemikler ve Kemik Gelişmesi

İskeletimizi oluşturan kemikler uzun ve yassı olarak iki ana guruba ayrılır. Bunlar tıp lisanında kortikal kemik (sıkı kemik) ve trabeküler kemik (süngerimsi kemik) olarak belirtilir. Kortikal kemik örnekleri kol ve bacak kemikleridir. Trabeküler kemik örnekleri ise kalça kemiği, kaburgalar ve omurgalardır. (aşağıdaki resimde görüldüğü gibi)

Kemikler ve Kemik Gelişmesi

Kemiğinde bir iskeleti vardır. Bu iskelet sandığımızın tersine sert değil yumuşaktır. Proteindir (kabaca et diyebiliriz). Proteinlerden yapılmış bu kemik iskeletine tıp lisanında matriks diyoruz. Bu yumuşak yapı, yani matriks üzerine çok sert olan kalsiyum-fosfat bileşikleri yerleşerek kemik sertliği oluşur. Kemiği incelediğimizde uzun liflerin bir araya gelmesiye oluştuğunu görürüz. Bu lifsel özellik kemiğin sağlamlığında son derecede önemlidir.

Kemik sadece sağlam değil ayni zamanda az da olsa elastikidir. Bu elastikiyet değindiğimiz lifsel yapıdan kaynaklanır. Elastikiyet kaybolmuşa kemik, adeta bir tebeşirin kırılması gibi daha kolay kırılır.

Kortikal kemikte (uzun kemikte) daha çok ve uzun lifler bir araya gelmiştir. Trabeküler kemikte (yassı kemikte) ise daha kısa lifler bir araya gelerek adeta kolonları oluşturmuştur.

Esasen her kemikte kortikal, trabeküler bölümler vardır. Örneğin kortikal kemik, yani uzun kemikte, kortikal özellikteki kemik daha fazla, trabeküler özellikteki kısım daha az; trabeküler kemikte, yani yassı kemikte ise,tam tersinekortikal özellikte kemik bölümü daha ince, trabeküler özellikte kemik bölümü daha fazladır.

Kemikler ve Kemik Gelişmesi

Kemiği bir mikroskopla incelediğimizde lifsel yapı, bunun üzerine oturmuş olan kalsyum-fosfat mineral bileşikleri yanı sıra bir takım hücrelerde görürüz. Bu hücreler ağırlıklı olarak periost dediğimiz kemiğin dışında kemiği saran zarda daha yoğundurlar. Hücreleri daha yakından incelendiğinde bunların kemik yapan hücreler (osteoblastlar) ve daha büyük hücreler olan kemik yıkan hücreler (osteoklastlar) olduğunu görürüz.

Kemik yapımı anne karnında başlar. Biliyoruz yeni doğan bebeğin de iskeleti vardır. Gelişme çağında büyümeye parelel iskelette büyür. İskeletin boyu ve ağırlığı artar. Nitekim röntgen tetkikleriyle kemiklere bakarak kişinin yaşı ve kemik yaşı ölçülebilir. Kemik gelişmesi normalse kemik yaşı gelişme çağında kişinin yaşına yani takvim yaşına uyar. Kemiğin büyümesi uzunlamasına büyümesi uzun kemiklerde uçlarında bulunan epifiz bandından, yassı kemiklerde ise periost dediğimiz dışındaki zardan olur.

Çocukluk ve gençlik yıllarında kemikler oldukça düzenli (lineer) büyürler, ancak ergenlik (puberte) başlangıcıyla büyüme süratlenir. Ergenliği takiben 3-5 yıl sonra epifiz bantlarının kireçlenmesiyle durur. Ancak dursa bile 25 yaşlarına kadar kalınlık ve sağlamlığı artmaya devam eder.

Kabaca 20-25 yaşında kemik miktarı bir zirveye erişir (en fazla noktasına). Bu yaştan sonra kemik kaybı başlar (aşağıdaki resim). Kadınlarda menapoz sonrası kemik kaybının süratlendiği görülmektedir.. Erkeklerde de 65-70 yaşlarında sonra kayıpta artma başlar. Menapozdan sonra kadınlarda kemik azalması, estrogenin azalmasından kaynaklanmaktadır. 65-70 yaştan sonra erkek ve kadınlarda azalmada ise yaşlılık, yaşa bağlı yenilenme olayındaki yetersizlik temel sebeptir.

Kemikler ve Kemik Gelişmesi

Kemik, yaşam süreci boyunca devamlı yıkılma ve yeniden yapılma süresi gösterir. Yıkılma ve yeniden yapımın tamamlanması kabaca 120 gün sürmektedir. Bu yıkım ve yeniden yapıma kemik döngüsü denilmektedir. Bunun anlamı kemiğin yenilenmesidir. Kemiğin yenilenmesinde önemlidir. Yeni kemik eski kemikten daha sağlamdır. Yenilenme sürecinde kemik yıkımını, yıkım hücreleri (osteoklastlar) adeta kemiği yiyerek gerçekleştirirler. Yıkımı takip eden yapımı ise, yapım hücreleri (osteoblastlar) sağlarlar. Yapımda,önce proteinden oluşan nüve (matriks) yapılır, sonra bu matriks üzerine kalsiyum-fosfat bileşikleri yani mineral kemik oturur. Yıkım ve yapım genelde 20-25 yaşına kadar pozitif dengededir. Yani yıkılandan daha çok kemik yapılır. Ancak bu çağdan sonra denge negatif tarafa kayar, yani yıkılandan daha az yapılmaya başlanır. Her döngüde bir miktar kemik kaybı olur. Yıkım ve yeniden yapıma kemik döngüsü dediğimiz yukarda söylemiştik.

Kemikler ve Kemik Gelişmesi

A resminde kemik yenilenmesinin ilk evresinde, kemik yiyici hücreler (osteoklastlar) kemikte çukurlar açmıştır.
B resminde, çukurlar, kemik yapıcı hücreler, yani osteoblastlarca doldurulmuştur. Ancak görüleceği gibi yeni yapılan ve çukurları dolduran kemik daha fazladır. Adeta hafif bir tümsek yapmıştır. Yıkım-yapım dengesi pozitiftir. Bu 20-25 yaşına kadar ki gelişme çağında görülür.
C resminde Kemik yapım hücreleri çukurları yine doldurmuş, ancak tam dolduramamıştır. Yani yapım ve yıkım negatif dengededir. Daha fazla yıkılmış, daha az yapılmıştır. Bu, gelişme çağı sonrası yani 20-25 yaş sonrası görülen durumdur.

Kemiğin de iskeleti olduğunu söylemiştik Ve bu iskeletin yumuşak bir doku, yani proteinlerden (matriks) yapıldığını ifade etmiştik. Bu nedenle kemik yapılabilmesi, matriks için, yeterli proteinimizin olması gerekir. Yani yeterli protein almamız gerekir. Nitekim yeterli protein alınamayan uzun süreli ve ileri açlık durumlarında veya protein kaybına sebep olan hastalıklarda kemikler yeterli gelişemez, zayıf olur.

Kemiğin sertliğini veren kalsiyumdur. Kanımızda kalsiyum düzeyi bu sebeple son derecede önemlidir. Kemik yapımı için yeterli olmalıdır. Bu sebeple her yaşta süt tüketimi çok önemlidir. Sütte kemik için gereken her şey, hem protein, hem kalsiyum ve hemde D vitamini bulunmaktadır.

Kan da kalsiyum çok sıkı kontrol edilir. Kalsiyumun aşırı fazlalığı ölüm sebebidir. Eksikliği ise tüm hücrelerimizin çalışmasını olumsuz etkiler, adele kasılma ve kramplarına sebep olur.

Kan kalsiyumunun normal sınırda tutulmasında temel kaynak kemiktir. Kan kalsiyumu düşmeye meyl ettiğinde parathormon salgısı artar. Parathormon kemiği adeta eriterek kemikten kana kalsiyum akmasını ve böylece azalmış kan kalsiyumunun normale gelmesini sağlar. Parathormon bu bağlamda son derecede yararlı bir hormondur. Ancak gereğinden fazla salgılanırsa bu defa zararlı olur, kemiklerimizi gereğinden fazla eriterek kemik erimesine sebep olur. Parathormon tiroid bezimizin arkasında yer alan genelde börülce fasulyesi kadar 4 adet hormon salgı bezidir.

Kan kalsiyumunun normalden daha fazla yükselmeye meyl ettiğinde ise tiroid bezimizden kalsitonin hormonu salgılanır. Bu hormon, kemikten kana kalsiyum geçişini azaltarak artmış kan kalsiyumunun normal seviyeye gelmesine yardımcı olur.

D vitamini vücudumuza ve dolaylı olarak kemiğe kalsiyum sağlamada son derecede önemlidir. İçtiğimiz su veya gıdalarla (süt, yoğurt, peynir) aldığımız kalsiyumun barsaktan kana emilebilmesi için D-vitaminine ihtiyaç vardır. D-vitamini olmazsa barsaktan kalsiyum emilemez. Gıdalarla alınan D vitamini ihtiyacın ancak % 20 sini karşılamaktadır. İhtiyacımızın % 80 i vücudumuzda üretilen D vitamini ile karşılanır. Bunun için güneş ışığına ihtiyacımız vardır. Güneş ışığının ultraviolesi ile derimizde D vitaminin ilk ham maddesi olan CC üretilir. Pencere camı, ultraviolenin büyük bölümünü süzerek yok ettiği için odadaki güneş ışığının D vitamiini üretimi bağlamında fazlaca bir yararı bulunmamaktadır. Bahçede, plajda ki doğrudan güneş ışığı yararlıdır. Deride olan bu CC hammaddesi, daha sonra önce karaciğer sonra böbreklerde işlem görerek esas etkeili D vitamini şekline dönmektedir. Buna aktif D vitamini demekteyiz. Barsaktan kana kalsiyum emilimini sağlayan esas D vitamini bu aktif D vitaminidir. Bu yetersizse barsaktan yeterli kalsiyum emilemeyecek ve sonunda kalsiyum eskikliğine bağlı kemikler eriyecek yani osteoporoz oluşacaktır.

Kemiklerimizin 20-25 yaşına kadar geliştiğini ifade etmiştik. 20-25 yaşına gelindiğinde kemik miktarımız ne kadar fazla ve güçlüyse, ileri yaşlarda kayıp sebebiyle o denli daha az sorun yaşarız. Bu, özellikle kadınlarda çok daha önemlidir. Bu yaşlara kadar eğer yeterli beslenmişsek ve yeterli güneş ışığı almışsak kemiklerimiz yeterli güç ve sağlamlıkta gelişecektir. Yeterli beslenmenin amacı yeterli protein, kalsiyum ve diğer minarelleri almaktır. Bunlar gelişme çağında yetersiz alınmışsa, 20-25 yaşı gelindiğinde erişilen kemik miktarı yetersiz olacak, kemiklerimiz ince, narin ve güçsüz olacaktır.Güneş ışığını yeterli almakta son derecede önemlidir. Devamlı tarlada,bahçede, güneş altında çalışanların kemikleri, devamlı kapalı yerde çalışanlarınkinden daha güçlüdür. Gelişme çağında yeterli süt içmek, kemik gelişmesinde o denli önemlidir. Süt hem protein, hem kalsiyum ve hemde D vitamini bağlamında yararlıdır. Süt ürünleri yani yoğurt peynir de yararlıdır. Ancak bir derecelenme yaparsak süt onlardan daha yararlıdır.

Gelişme çağında geçirilen ve uzun süren hastalıklarda kemik yapımını olumsuz etkiler. Endokrin hastalıklar, şeker hastalığı, böbrek ve karaciğer hastalıkları, uzun süren isaller gelişme çağında kemiklerin yeterince gelişememesine sebep olurlar.

Hareket, kemiğin zorlanması, adelelerin kemiği çekmesi de kemik gelişmesi ve yapımını uyarmaktadır. Gelişme çağında spor yapan gençlerin kemikleri bu sebeple yapmayan gençlerinkinden daha güçlüdür. Adeleli olmak, kemik yapımını uyarmakta ve artırmaktadır.

20-25 yaşında erişilen kemik miktarında irsi ve yapısal özelliklerimizde önemlidir. En iyi şartlarda gelişme çağını geçirmiş olsalar bile bazılarının kemikleri çok güçlü bazılarının da zayıf ve narin olur. Kemikleri ince ve narin olanların kemikleri ancak sporla daha güçlü olabilir.